14 Şubat 2011 Pazartesi

küçükç.

ayakları çok güzel. çoraplı da çorapsız da.
elleri ve kolları da çok güzel, arada yumruk yapıp kaldırıyor çenesine doğru dans ediyor hafiften o hali de güzel.
sesi çok güzel, mırıldanıyor, fısıldıyor. çok güzel. birilerine seslenirken de güzel ama bana seslenmiyor hiç.
gözleri de çok güzel. kısıyor bazen kısık kısık bakışı da güzel, pörtletip baktığında da güzel.
göbeği o kadar güzel değil ama bazen güzel görebiliyorum ben o göbeği.
bi de çocuk gibi gülüyor o zaman daha da güzel oluyor.

4 Ocak 2011 Salı

"s*ktir edin ....'yi. aşk hayatınız nasıl? hoşlandığınız çocukları anlatın."

19 Aralık 2010 Pazar

miracle will come if you wait.

öhöm öhm.
uzun zamandır yazmamışım buralara. yoğunluktan mı konu bulamamaktan mı bilemiyorum. mükemmel bir konum var paylaşayım istedim.

şimdi efendim 18 aralık mystery jets konseri haberini aldığımdan beri bi hayaller içerisindeydim "konser vuhuu, gideriz, eğleniriz..." falan filan diye. konsere gidebilmek için annemin ve babamın beynini yıkıyordum. ne desem bana "yok saçmalama." "seni oku diye gönderdik ankara'ya, atlayıp atlayıp istanbul'a git diye değil." filan diyorlardı habire. ben de bu durumu kabullenip aklımdan çıkartmıştım konsere gitmeyi. grubun biricik davulcusu kapil'ciğim hayal bile edemeyeceğim bir şey yaptı. 15 aralığı 16 aralığa bağlayan gece mesaj atmış canım benim.
"geliyor musun kapıya adını yazdırıyım demiş." mesaja çok sevindim tabi ki! bi havalara girdim işte kendi çapımda filan sonra konsere gidemeyeceğim geldi aklıma bi durdum. aklımdan çıkarttığım şeyi geri koydum "davet etmişler olm gidilmez mi bee." moduna girdim. perşembe günümü annemlere olayı izah etmekle geçirdim. annem yine reddetti ama mesaj durumunu açıklayınca aaa filan dedi. "nasıl gideceksin, babana sorayım." diye geçiştirdi. arkasından babamı aradım "laftan anlamıyor musun?" diye çıkışınca ben de sadece "tamam" diyebildim. 3 saat sonra annem aradı. "biz kararımızı verdik." dedi. heyecanla "EEE?" dedim. "gitmiyosun." dedi. gidemeyeceğimi tahmin edebiliyordum zaten. istem dışı ağlamaya başladım "tamam." dedim yine. annem gülmeye başladı. " şaka şaka. bu grup yabancı olduğu için ve sana böyle bir mesaj attıkları için.." falan da filan dedi. duygu seli yaşadım o an sevinç çığlıkları atıyorum içimden. sonra uyudum. ertesi gün konsere 1 güncük kalmış, benimle gelecek, birlikte eğlenebileceğimiz insanları dürtüyorum. kuzenim çizimleri yüzünden reddetti. halbuki birlikte salınacaktık içkilerimiz elimizde hehe. gülşah karşı tarafta oturduğu için reddetmek zorunda kaldı. elif ayarlamaya çalışırım filan dedi. neyse bekle bekle ses yok elif'ten. böyle gizli gizli ağlıyorum, trip atıyorum kime attığım belli değil göt gibi kalmışım ortada diye. ben yine bi umut elif'den haber bekliyorum derken konser günü geldi. ben hala ankara'dayım. mystery jets istanbul'da kebap yiyor. bir şey oldu gülşah'ı facebook chatte yakalamışken yazayım dedim konu da konserden alakasızdı-yani dolaylı yoldan azıcık alakalı olabilir. neyse bana bir anda "esra vapur varmış geç saatte." dedi. benim elim ayağım titremeye başladı hiç abartmıyorum bak. gidelim dedi. inanamadım saat 11 olmuş, pijamalarla oturuyorum öyle kalkıcam da istanbul'a gidicem konsere.
"yok ya hevesim kaçtı." filan dedim. cidden de kaçmıştı aslında. baktım varan'a 14:00 arabası var. yer de var. gülşah "hadi al." dedi. her şey anlık oldu. çanta topladım sonra bi baktım ta-daaa gülşah'lardayım. konser salon'daydı, tam olarak nerde bilmiyorduk. neyse yola çıktık. tünele kadar geldik. taksici "yürüyün buralardadır, araba giremiyo o tarafa." dedi. yokuş aşağı vurduk kendimizi. etrafa bakıyoruz. bir genç gördüm uzunca. yürüyor öyle kendi başına. emin olamadım sırıtarak bakıyorum o sırada takıldım ama gülşah'a da bi şey demiyorum gelene bakıyorum sırıtarak. o da sırıttığımı görünce yavaşladı böyle gülümsüyor gibi olunca "hi" dedim uzata uzata. aman allah'ım o uzun genç mystery jets'in william'ıydı! o da "hi" dedi. nasıl bir yüzdür o ya. fotoğraflarda filan o kadar tatlı değildi böyle büyülendim. yanımda gülşah'ı filan unuttum bi yandan yürüyoruz bi yandan konuşuyoruz. daha doğrusu ben konuşmaya çalışıyorum. heyecandan ingilizce'yi unuttum. bize 2 dk içinde basçılarının gelemediğini filan anlattı muhabbet ediverdik. sonra görüşürüz filan dedik o devam etti. gülşah şaşkın tabi kimle konuştuk gibisinden duruyor, açıklamamı yaptım. "takip edelim edelim, salon'a gidiyodur." dedi. biz çaktırmadan takip etmeye başladık. sokakları biliyormuş gibi bir güzel yürüyordu ki o william canım benim. sonra kayboldu çocuk. otele girdi. kaldıkları yeri öğrenen şanslı insanlar olarak biraz bekledik. neyi bekledik bilmiyorum. sonra salon'a gitmek için adres sorduk yürüdük yürüdük salon'u bulduk. meğer salon'dan geliyormuş william'cığım. neyse ben bilet almadım ama kapil cevabımı okudu mu emin olamadığım için kapıdaki kadına sordum çekine çekine "acaba esra aynalı var mı listede?" diye. kadın "esra facebook olabilir misin?" dedi bir gülesim geldi ki. neyse girdik. en öndeydik. malın biri birasını dökmüş mixera. 30-45 dk filan geç çıktılar. blaine'e o kadar yakındık ki tükürükleri bile geliyordu üstümüze. william'da devamlı bi gülümseme böyle dişlerini kapatarak gülümsüyor, küçük kız çocuğu gibiydi utangaç gibi canım benim. kapil de bir afacandı ki böyle sempatik sempatik hareketler. yalnız davulu hayvanlar gibi güzel çalıyordu. hayvanlar gibi güzel çalmak diye bir şey yok ama öyle bir çalış yok hayran kaldım ben. setlisti okuyorum bir yandan da garip garip yazılmış türkçe cümleler okuyorum. blaine yazmış. "iyi akşamlar.","dün gece çok sarhoş olduk." "kahvaltı olarak döner kebap yedik." filan yazmış çok tatlıydı. konser bitti flakes'le. blaine penasını attı ve kalktı, girdiler içeri. o pena benden kaçmadı tabi aldım hemen. setlisti de aldık oh mis. imza için çıkacaklar diye beklemeye başladık.
geldiler oturdular. önümüzdeki 3 kişi işini hallettikten sonra sıra bize geldi. benim dizim filan titriyor istemdışı yine sempatik aktivasyonumdan dolayı. sırıtıyorum mal gibi. setlisti imzalatmak için uzattım. blaine, ah blaine gülümseyerek "ismin ne dedi?" dedim işte şöyle bi baktı işaret etti bana "ezzra facebook?"dedi döndü kapil'e "ezzra facebook" dedi. kapil bana döndü "aaa ezzra." dedi. ay ne tatlıydılar yahu. o sırada orada artık organizasyonla ilgili bir bayan mıydı kimdi esra dedi içeri gitti elinde bir şeyle geldi. blain'e uzattı. blaine "biraz bilmem ne kokuyor ama" dedi gülerek. o sıra rüyada olduğumu düşündüğümden t-shirtü hangisi giydi bilemiyorum duyamadım. terli bir "serotonin world tour 2010/11" yazan t-shirtü gösterdi bana. "bu senin için, hediyemiz." filan dedi. ay nasıl sırıtıyorum ben tenk yu tenk yu diye diye millet bize bakıyor biz muhabbet ediyoruz. kapil ordan "naber nasıl gidiyor? uzak yoldan geldin demi? oo zor olmuştur." dedi. ben cevap veriyorum ama tutukluk vardı bende. kapil'ciğim benim başka şehirden geleceğimi öğrenmiş facebooktan ay bi sevindim. neyse sonra bizi imzadan sonra gidecekleri kiki'ye davet ettiler. biz de kibarca reddetmek zorunda kaldık çünkü karşıya geçmemiz gerekiyordu ve gülşah ve ben bildiğimiz 'kız başımızaydık'. dönüş zor olurdu. aslında dönmeseydik. mystery jets'le sonsuza kadar yaşasaydık ne güzel olurdu. neyse baktıkça bakasım geldiği için biz gidelim artık dedik. bir de foto rica edip yola çıktık yine. bu sırada telefonumdan bir de baktım ki kapil'ciğim mesaj atmış "kapıya adını yazdırdım, interneti yeni buldum kusura bakma." diye bir mesaj atmış. bu nasıl inceliktir falan filan diye düşünerek eve vardık.
gülşah'la konseri evde tekrar yaşadıktan sonra 3 güzel insanı rüyamda görmek üzere uykuya daldık. rüya filan görmedim. sabah döndüm ankara'ya buralar gereksiz kısımlar atladım. inanamıyorum hala. her şey aniden oldu ve çok da güzel oldu. beni "esra facebook" olarak tanıyorlar çok tatlılar. facebook'u seviyorum. onları seviyorum. itiraf da ediyim t-shirt'ü kokluyorum. çok güzel kokuyor. yaa.
çok uzun olmuş. yazarken bir daha yaşadığım için gülüyorum şimdi kıkır kıkır.
bunu buraya kadar okuyan yoktur bence.
neyse ben yazdım mı yazdım. oh.
mystery jets!

16 Kasım 2010 Salı

28 Ekim 2010 Perşembe

we harmonise in time

Twin flames in our hearts
As we turn towards our very start
Twin flames in our minds
When we move emotions multiply
Twin flames in our hearts
As we move you can't tell us apart
Twin flames in our minds
When we move together.

5 Ekim 2010 Salı

he feels that my sentimental side should be held with kid gloves but he doesn't know that i left my urge in the icebox.

26 Eylül 2010 Pazar